Türk Devleti’nin, 100 yıllık nadastan ve gücünü kuvvetini topladıktan sonra, dış siyasette başlattığı ‘eksen düzeltme’ hamlesi, dışımızdaki düşmanlar ve içimizdeki uzantıları tarafından, ‘eksen kayması’ diye kötülenmişti. Bununla da yetinmediler; devletimizin ‘Komşularla Sıfır Sorun’ politikasını, ‘Sıfır Komşu’ diye küçümsediler. Uluslararası ilişkilerde her şeye rağmen öncelediğimiz ‘adalet ve mertlik’ duruşunu, ‘değerli yalnızlık’ diye alaya aldılar.
Oysa Türkiye, binlerce yıllık devlet tecrübesi ve aklıyla; ne yaptığını ve ne yapacağını çok iyi biliyordu. Eksen düzeltme ve sıfır sorun siyaseti de bu bilinç içinde yürütüldü. Bugün geldiğimiz noktada Türk Devleti, hem komşularıyla ve hem de kötücül istisnalar dışındaki tüm dünya ülkeleriyle fevkalade iyi ilişkiler geliştirmiştir, geliştirmektedir.
Dışımızdaki ülkelerle olan ilişkilerimizin kısaca değerlendirmesine, bir önceki yazımızda kaldığımız yerden devam edelim:
Azerbaycan:
‘Bir millet iki devlet’ söylemiyle, canımızın bir parçası olarak tanımladığımız can Azerbaycan’la olan ilişkilerimiz, ‘stratejik ortaklık’ boyutunun çok ötesine geçti. Devletler arasında ‘kardeşlik’ ilişkisi pek rastlanan bir şey olmasa da Türkiye-Azerbaycan dostluğu, gerçek kardeşliğin devletlerarası boyutunu ifade etmektedir.
Ermeni çetelerinin, bin yıllık Türk yurdu olan Karabağ’ı, emperyalistlerin desteğiyle 30 yıl boyunca işgal etmesi, iki Türk devleti arasındaki kardeşçe ilişkileri daha da güçlendirdi. Nihayet 2020 yılında, kahraman Azerbaycan Ordusu, kardeş Türkiye’nin de desteğiyle Karabağ’daki Ermeni çetelerini tepeledi. Karabağ azat oldu. Azerbaycan Türklerinin 30 yıl boyunca süren iç yangını söndü. Bir millet iki devletin onuru yüceldi. İçimizdeki yabancılar, iki Türk devletinin dayanışmasına; “Maalesef Türkiye, Karabağ Savaşında Azerbaycan’a yardım ediyor…” diye eseflense de, Azerbaycan Türkleriyle ilişkimiz, diplomasi kitabına sığmayacak düzeyde gelişiyor. Giderek ete-kemiğe bürünen Türk Devletleri Teşkilatı gerçekliği de bunun somut yansımalarından birisidir.
Ermenistan:
Malazgirt Savaşı’nda, zalim Bizans’a karşı bizimle müttefik olan Ermeniler, 19. Yüzyıl ortalarına kadar Türk Devleti’ne hainlik etmediler. Öyle ki, Osmanlı idaresi, Ermenileri ‘millet-i sadıka’ tanımlamasıyla onurlandırdı.
Amerikan Misyonerlik Teşkilatı’nın 1810’dan itibaren Osmanlı coğrafyasında başlattığı fitne-fesat hareketi, en verimli (!) çalışmasını Türkiye Ermenileri üzerinde yürüttü. Onlarca yıl süren misyonerlik çabaları, Ermeni Apostolik Kilisesi’nin karşısına Protestan Ermeni Kilisesi’ni çıkardı.
Yakılan fitne ateşi, 19. Yüzyıl sonlarından itibaren Ermeni çeteler üzerinden Türk ve Kürt Müslümanlara acımasız saldırılara dönüştü. Birinci Dünya Savaşı sırasında ordumuzun çok sayıda cephede savaşmasını fırsat bilen Ermeni çeteleri, yüzbinlerce canımızı katletti. Nihayet Türk Devleti, 1915’te aldığı ‘Tehcir’ kararıyla, saldırgan Ermenileri, bugünkü Suriye topraklarına taşıdı. Savaş, göç, hastalık ve yerel çetelerin intikam saldırılarıyla 350-400 bin kadar Ermeni de hayatını kaybetti. Onlarca yıl sonra Batılı yamyamlar, bu ‘Tehcir’ olayını ‘Soykırım’ yalanına bulayarak, Türklerin 1.5 milyon Ermeni katlettiği yalanını dolaşıma soktu.
Ermeni Diasporası da bu yalanı hemen satın aldı. Türkiye’ye karşı yürütülen düşmanlık, çok sayıda diplomatımızın Ermeni teröristlerce, hunharca katledilmesine kadar ulaştı.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Karabağ’ın Ermenilerce işgali, Ermenistan’la olan tüm ilişkilerimizi bitirdi. Oysa Ermenistan’ın yaşaması; aralarında ‘tost’ olduğu iki Türk devletiyle kuracağı iyi ilişkilere bağlıydı. Batılıların körüklediği düşmanlık, 30 yıl boyunca sürdü. Nihayet Karabağ’ın gerçek sahiplerine geçmesi ve bu arada yediği esaslı dayak, Ermenistan’ın aklını başına getirdi.
Bugün geldiğimiz noktada tarihî ipek yolunu, Zengezur Koridoru vasıtasıyla Ermenistan’dan da geçirmek gibi somut adımlarla, bu komşu ülkeye dostluk elimizi uzattık. Kimsenin kuşkusu olmasın; Ermenistan’ın Türkiye ile olan iyi ilişkileri, yakın gelecekte onu sağlam bir dost sahibi kılacak. Ermenistan’ı yönetenler de bunun farkında. Yani artık Ermenistan, bizim için ‘dost ülke’ statüsündedir.
Kazakistan:
Yüzlerce yıl süren Çarlık Rusya işgalinden sonra, Sovyetler Birliği zulmü altında kalan kadim Türk yurdu Kazakistan, 1991’de bağımsızlığını kazandı. Türkiye, kardeş ülkenin bağımsızlığını derhal tanıdı. Araya asırlar girmiş olmasına rağmen, ayrılığın getirdiği kopukluk hızla tamir edildi.
Bugün Kazakistan’la olan ilişkimiz, tıpkı Azerbaycan’la olduğu gibi, kardeşlik temelinde gelişiyor. Türk Devletleri Teşkilatı’nın vücut bulmasındaki değerli katkıları, Kazakistan’ın hem Türkiye’ye ve hem de bütün Türk Cumhuriyetlerine olan kardeşçe yaklaşımının işaretlerinden birisidir.
Çok fazla söze hacet yok. Türkiye-Kazakistan münasebetleri, Batılı düşünceyle üretilen diplomasi kuralları ve kavramlarıyla izah edilemeyecek ölçüde sıcak ve samimidir.
Kırgızistan:
Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, kardeş Kırgız Türklerinin 1991’de kazandığı bağımsızlık, Türkiye ile olan ilişkilerin hızla gelişmesine zemin hazırladı. Her ne kadar Kırgızistan’da taban oluşturan FETÖ, iki kardeş ülkenin dostluğunu zehirlemeye çalışsa da, kardeşlik bağlarımız bu fitneye fırsat vermedi.
Türkiye-Kırgızistan ilişkileri, Türk Devletleri Teşkilatı’nın sağladığı büyük dayanışmanın da verdiği güçle, ‘birlik’ temelinde gelişiyor. Amerikan istihbarat yapılanması FETÖ’nün, iki kardeş ülke arasına sokmaya çalıştığı fitnenin izleri de neredeyse tamamen silinmiş durumda.
Özbekistan:
Tarihî süreçte olduğu gibi, bugün de Orta Asya’nın kalbi durumunda olan Özbekistan’la olan dostluk ilişkilerimiz, 1991’de kazanılan bağımsızlık sonrasında hızla gelişmeye başlamıştı. Fakat FETÖ’nün bu ülkede giriştiği ‘devlete nüfuz etme’ hadsizliği ve nihayet Özbekistan’da yönetime darbe yapma girişimine kadar varan cüreti, iki kardeş ülke arasındaki dostluğu zehirledi.
Türkiye’nin kardeşçe tavırları ve Özbekistan yönetiminin de sapla samanı ayırma basireti, fitne ateşini söndürerek, iki ülke arasındaki dostluğu hızla pekiştirdi. Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında, giderek ‘birlik’ hedefine doğru ilerleyen Türkiye-Özbekistan ilişkileri, kardeşlik hukuku üzerinde yükseliyor.
Türkmenistan:
Türkmenler, tıpkı Anadolu ve Azerbaycan Türkleri gibi Oğuz Boyuna mensuptur. Atamız Selçuk Bey, Anadolu’ya doğru olan yolculuğa, Türkmenistan’dan başlamıştır.
Çarlık Rusya işgali yüzünden kesintiye uğrayan ilişkilerimiz, bu kardeş ülkenin 1991’de bağımsızlığını kazanmasından sonra hızla gelişti. Dönemsel olarak bazı devlet yöneticilerinin gereksiz kibri ve kuşkularının gölgesinde kalsa da, Türkiye-Türkmenistan ilişkileri, kardeşlik temelinde yükseldi. Türkmenistan, 2021’de Türk Devletleri Teşkilatı’na Gözlemci Üye statüsüyle katıldı. Bunun tam üyeliğe dönüşmesi fazla uzak değildir.
Türkiye-Türkmenistan ilişkileri, tıpkı diğer Türk Cumhuriyetleriyle olduğu gibi, kardeşlik temeli üzerinde yükselmektedir.
Türkiye’nin komşuları ve diğer dünya ülkeleriyle olan ilişkilerini ‘Sıfır Sorun mu, Sıfır Komşu mu?’ sorusu ekseninde ele aldığımız bu yazı dizisi, muhtemelen, planladığımızdan uzun olacaktır. Okurların sabrı için minnettarım.