Türkiye’de son yıllarda öyle baş döndürücü gelişmeler oluyor ki…
Sıradan bir vatandaş olarak bu gelişmelere ayak uydurmak maalesef her yiğidin harcı değil…
Ortalama olarak on yılda bir yapılan büyük Anayasa değişiklikleri…
Siyasi sistemlerimizde, ordumuzda, bürokrasimizde, yasama, yürütme ve yargı organlarımızda çok sık aralıklarla yaptığımız önemli yapısal düzenlemeler…
Asırlık tecrübeler sonucu elde edilmiş birikimlerin adeta bir kağıt parçası gibi buruşturulup hiç düşünmeden çöpe atılması…
Adaletin gücü yerine, gücün adaletinin kutsanması…
Diğer yandan, bütün bu işlerin mimarlarının layüsel pozisyonları ve dokunulmazlıkları…
Eğer bütün bunlar bir Avrupa ülkesinde yaşansaydı, oradakiler bizim kadar duruma adapte olabilirler miydi, şüpheliyim…
Ben, seksenli yıllardan bu yana, okuyan, düşünen, araştıran ve yazan bir insan olarak bu sarsıntıların çoğuna yakından tanık oldum…
Birçok şaşırtıcı gerçeği gözlerimle gördüm.
Kişisel düşüncem; toplumumuzun kimyasını bozan asıl etmen, sistemlerin veya kurumların bu ani ve hızlı değişimleri değil; bu değişimleri bahane eden insanımızın kendi karakterinde yol açtığı şu özel değişim!...
Kurumları, sistemleri ve yapıları yeni yüzleriyle de tanıyabiliyoruz… Oralardaki değişmelere ayak uyduramasak bile durum bizim için pek sorun yaratmıyor…
Nihayetinde, dört ayak bulamadığımızda, Anadolu geleneğine dönüp üç bacaklı sacayakla da idare edebiliyoruz…
Ama değişen insanımız olunca, insanımızın karakteri olunca; onları yeni yüzleriyle tanımak, onların yeni karakterleriyle iletişim kurmak o kadar kolay olmuyor!...
Bu yeni insan tipine alışmak çok yoruyor!...
Elbise değiştirir gibi 180 derece karakter değiştirenler kafamızı döndürüyor!... Tansiyonumuzu fırlatıyor…
İşin sıkıntılı bir yanı daha var:
Eğer o değişim, bir takım nimetlere erişimi iyice kolaylaştırıyorsa; bunu görenler durumu daha da vahim hale getirebiliyor…
Bu karakter değiştirme hastalığı, adeta bir salgın gibi kısa zamanda neredeyse herkese bulaştırılıyor!...
“Kelin köre güleceği yok” dedirtiyor!...
…
Holdinglerde kompartıman kapmak için bugün her kılığa bürünen dünün keskin devrimcileri!...
Önüne atılan iki kemik için yalamadık yüz bırakmayan dünün mangal yürekli milliyetçileri!...
Kamudaki bir koltuk uğruna ruhunu pazara çıkaran dünün inanç dünyasının bayraktarları!...
Hepiniz topaç adı verilen bir oyuncak gibisiniz… İpiniz çekildikçe dönüyorsunuz!
Aranızdaki tek fark, kiminizin ipi soldan sarılmış, kiminizinki sağdan!
Göz açıp kapayıncaya kadar geçecek bir zaman için bütün bu değişimlerinizin değeri var mı?
Düzenin kirli çarkları arasında kendinizi niye bir rüzgar gülüne çeviriyorsunuz?...
Kişilikleriniz, güç sahiplerinin tavasında yağ gibi eriyip gidiyor!...
Çevrenize yaşattığınız utanç, gözler önünde sergilediğiniz bu gülünç durum sizi hiç rahatsız etmiyor mu?
Çoluğunuz çocuğunuzdan da mı utanmıyorsunuz?!...
Biz size bakmaktan dahi utanırken!
Uğradığınız karakter erozyonu keşke sadece sizinle sınırlı kalabilse!...
Ancak gerinizden gelenleri de aynı şekilde kasıp kavuruyor!
Üzüldüğüm yanı şu:
- Bu dram yalnızca sizin değil, tüm toplumun dramı haline geldi…
Düzenin kahrolası çarkları şimdi herkesi tek tek tutsak ediyor kendine!...
Okçular tepesi gittikçe boşalıyor!...
Bizi mağlubiyete sürükleyen bu karaktersizlik ve duyarsızlık galiba beklenen ahir zaman deccalı!
İnanın, başka bir yorum yapamıyorum…
Garip çoban ne yapsın artık?
Çünkü öncü koyun çoktan suya atmış kendini!...